Yeni ve Eski Ahit'te Hz. Muhammed (a.s.) İşaretleri
Bugünkü Tevrat ve İncil'den "Gelecek Peygambere" bazı işaretler
"Rab Sina dağından geldi, halkına Seirden doğdu ve Faran dağından parladı, on binlerce kutsalıyla birlikte geldi sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı."
Tesniye, bab:33, ayet:2
Sina Dağı, Hz. Musa'ya On Emir tabletlerinin verildiği yerdir. Seir, İsa Peygamberin ortaya çıktığı Filistin, Faran ise Mekke'dir… Çünkü aynı Tevrat'ın başka bir yerinde, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i Faran'da bıraktığı anlatılmaktadır… (Yaratılış:21)
Benzer bir peygamberlik coğrafyası Habakkuk kitabında da karşımıza çıkmaktadır:
"Allah Teman'dan geldi ve Mukaddes Olan Faran dağından. O'nun haşmeti gökleri kapladı ve yeryüzü O'nun hamdi ile doldu."
Habakkuk 3:3
Bu iki pasajın örtüşmesi dikkat çekicidir: her ikisi de Faran Dağı'nı, Sina ve Seir'deki vahiylerden ayrı, henüz gelecekte gerçekleşecek ilahî bir tecellinin mekânı olarak işaret etmektedir. Yeryüzünün "O'nun hamdi ile dolacağı" ifadesi, Muhammed isminin bizzat "övülmüş" anlamına geldiği düşünüldüğünde ayrıca manidar hale gelmektedir.
Hz. İsmail Hakkındaki İlahî Vaad
"İsmail'e gelince, seni işittim: İşte onu mübarek kıldım, onu verimli kılacağım ve onu son derece çoğaltacağım. On iki reis doğuracak ve onu büyük bir millet yapacağım."
Yaratılış 17:20
Tevrat'ın bizzat kendi ifadesiyle, Allah'ın Hz. İbrahim'e verdiği bu vaad, İsmail soyunun "büyük bir millet" meydana getireceğini tesis etmektedir. Bu vaadin Hz. Muhammed'in gelişi ve onun mesajı ile kurulan medeniyet aracılığıyla gerçekleştiği, pek çok ilim ehlinin üzerinde durduğu bir konudur.
Hz. İsmail Soyundan
Tevrat'in bu ayetinde Hz. Musa'ya hitaben şöyle buyrulur:
"Onlar için (İsrailoğulları) kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emrettiğim her şeyi onlara söyleyecek. Benim ismim, ayetimle söylediği sözlere itaat etmeyenlerden bizzat ben intikam alacağım"
Sifr. Tesniye, bab:18, ayet:18,19
Tesniye 18'de peygamber için doğrudan "aranızdan" ya da "İsrailoğullarından" denilmemesi, bunun yerine "kardeşleriniz arasından" ifadesinin kullanılması dikkat çekicidir. Bu tabir, modern dildeki sıradan bir yakınlık sözü gibi anlaşılmamalıdır. Yahudiler soy ve kabile bağlarıyla tanımlanan bir nesep topluluğudur; bu yüzden "kardeş", "oğullar" ve "soy" gibi ifadeler onların dilinde çok daha belirli ve derin bir anlam taşır. Üstelik hitap, tek bir kişiye değil, Yakub'un on iki oğlundan türeyen topluluğun tamamınadır. Böyle bir bütüne topluca hitap edilirken "kardeşleriniz arasından" denmesi, kendi içlerinden birini değil, onlarla akraba fakat ayrı bir soy kolunu düşündürür.
Tesniye 18'in ikinci belirleyici yönü "senin gibi" ifadesidir. Burada sözü edilen kişi, yalnızca herhangi bir peygamber değil, Musa'ya benzeyen bir peygamberdir. Hz. Musa vahiy alan bir elçi olmanın ötesinde, kavmini yöneten, ilahî hükümler getiren, toplumsal düzen kuran ve hayatı sırasında büyük tarihî gelişmelere öncülük eden bir peygamberdir. Bu ölçüyle bakıldığında, Hz. Yahya bu profile uymaz; Hz. İsa ise büyük ve merkezi bir peygamber olmakla birlikte, Yeni Ahit tasvirinde Musa tipi bir hüküm koyucu ve kavim yöneticisi olarak görünmez.
Bu yüzden hemen aşağıda yer alan Yuhanna 1:19–21'de Yahya'ya "Mesih misin?", "İlyas mısın?", "o peygamber misin?" diye ayrı ayrı sorulması önemlidir. Bu üçlü ayrım, Yahudi beklentisinde Mesih, İlyas ve "o peygamber" figürlerinin birbirinden ayırt edildiğini gösterir. Tesniye 18'deki "kardeşleriniz arasından" ve "senin gibi" ifadeleri bu gözle okunduğunda, ortaya Mesih'ten ve İlyas'tan farklı, bağımsız bir üçüncü peygamber figürü çıkar. Bu mantığın doğal sonucu olarak, Hz. İsmail soyundan geldiği bilinen Hz. Muhammed, hem "kardeş soy" vurgusuna hem de Hz. Musa gibi ilahî hükümler getiren, toplumu yöneten ve daha hayatı sırasında büyük dönüşümlere yol açan bir peygamber tarifine en görünür biçimde uyan isim olarak öne çıkmaktadır.
"O Peygamber" — Ayrı Bir Şahıs
"Yahudiler, Kudüs'ten kâhinler ve Levililer gönderdiklerinde Yahya'nın şehadeti şu oldu: 'Sen kimsin?' diye sordular. İnkâr etmedi, itiraf etti: 'Ben Mesih değilim.' 'Öyleyse ne? Sen İlyas mısın?' diye sordular. 'Değilim' dedi. 'Sen o Peygamber misin?' 'Hayır' diye cevap verdi."
Yuhanna 1:19-21
Bu pasajda kaydedilen üçlü sorgulama, birinci yüzyıl Yahudilerinin beklediği üç ayrı şahsı birbirinden ayırt etmektedir: Mesih, İlyas ve "o Peygamber." "O Peygamber"in hem Mesih'ten hem de İlyas'tan ayrı bir şahıs olarak sorulması, henüz Hz. İsa döneminde gerçekleşmemiş başka bir peygamberlik beklentisine işaret eder.
Rabbin Kulu ve Kedar Soyu
"İşte desteklediğim kulum, seçtiğim, gönlümün hoşnut olduğu. Ruhumu onun üzerine koydum; milletlere adaleti getirecek. Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek; adaleti sadakatle getirecek."
İşaya 42:1-3
"Rabbe yeni bir ilahi söyleyin, yerin uçlarından O'na hamd edin… Çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler; Sela'nın sakinleri sevinçle bağırsınlar, dağların tepelerinden haykırsınlar."
İşaya 42:10-11
Kedar'a yapılan atıf bilhassa önemlidir. Yaratılış 25:13'e göre Kedar, Hz. İsmail'in ikinci oğludur — yani İsmail soyuna aittir. Milletler arasında adaletin tesisi ve peygamberlik müjdesinin "yerin uçlarına" ulaştırılmasının Kedar yerleşimleriyle ilişkilendirilmesi, pek çok âlimin bu pasajı Hz. Muhammed'e (a.s.) bir işaret olarak yorumlamasına yol açmıştır.
Süleyman'ın Şiirinde "Muhammed" İsmi
"Ağzı tatlılıktır; o tamamen sevgilidir."
Neşideler Neşidesi 5:16 — Türkçe tercüme
Bu ayetin orijinal İbranice metninde, Türkçe'ye "tamamen sevgili" olarak çevrilen kelime מחמדים (Machmadim)'dir. Bu kelimenin kökü — ח-מ-ד (Ḥ-M-D) — Arapça Muhammed (محمد) isminin de türediği aynı Sami köküdür; her ikisi de "övülmüş", "arzulanan" veya "sevgili" anlamı taşır.
Başka Bir Millete Devredilen Saltanat
"İsa onlara dedi: 'Kutsal Yazılar'da hiç okumadınız mı? Yapıcıların reddettiği taş, köşe taşı oldu; bu Rab'bin işidir ve gözlerimizde harikadır. Bu nedenle size söylüyorum: Tanrı'nın egemenliği sizden alınacak ve onun meyvelerini yetiştiren bir millete verilecektir.'"
Matta 21:42-43
Bu benzetmede Hz. İsa, İsrail'in baş kâhinlerine ve ihtiyarlarına seslenerek, ilahî vekilliğin — "Tanrı'nın egemenliği"nin — İsrailoğullarından alınıp başka bir millete verileceğini beyan etmektedir. Pek çokları, "meyvelerini yetiştiren millet" ifadesini Hz. Muhammed (a.s.) tarafından kurulan ümmet olarak yorumlamıştır.
Alemin Reisi
İncil'den;
"Mesih şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin reisi geliyor... Bende asla onun nesnesi yoktur..."
Yuhanna İncili bab:14 ayet 30
Zebur'dan (Mezmurlar) İşaretler
Hz. Dâvud'a indirilen Zebur (Mezmurlar), Kur'ân-ı Kerîm'de üç ayrı âyette anılmaktadır (Nisâ 4:163, İsrâ 17:55, Enbiyâ 21:105). Bugünkü Mezmurlar'da da Hz. Muhammed'e (a.s.) işaret eden dikkat çekici pasajlar yer almaktadır:
"Sen insanların en güzelisin, lütuf saçılmış dudaklarına. Çünkü Tanrı seni sonsuza dek kutsamış… Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline, görkemine, yüceliğine bürün… At sırtında görkeminle, zaferle ilerle, gerçek ve adalet uğruna. Sağ elin korkunç işler göstersin… Okların sivridir, Kral düşmanlarının yüreğine saplanır, halklar ayaklarının altına serilir… Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın, seni sevinç yağıyla arkadaşlarından daha çok meshetti…"
Mezmur 45:2-7
Burada tasvir edilen şahıs; "insanların en güzeli", kılıç sahibi bir savaşçı, adaletle hükmeden ve ilahî mesihle (yağla meshedilmekle) öne çıkarılmış bir liderdir. Bu sıfatlar bütünüyle Hz. Muhammed'in (a.s.) hayatı ve misyonuyla örtüşmektedir. Nitekim Hz. Peygamber "Kıyamete yakın bir devrede kılıç ile gönderildim" buyurmuştur.
"Atalarının yerini oğulların alacak, onları önder yapacaksın bütün ülkeye. Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım, böylece halklar sonsuza dek övecek seni."
Mezmur 45:16-17
Hz. Muhammed'in (a.s.) vefatından bu yana on dört asır geçmesine rağmen, milyarlarca inanan ezanlar ve ibadetler arasında O'nu anmaktadır. Tarihte adı bu denli kesintisiz anılan başka bir şahsiyet yoktur; Mezmur'un "Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım" vaadi tam manasıyla gerçekleşmiştir.
"O denizden denize ve nehirden yerin sonuna kadar saltanat sürecektir. Çöl ahalisi O'nun huzurunda diz çöküp düşmanları toprak yalayacaklardır. Tarşiş'in ve Adaların melikleri peşkeş getirip, Şeba ve Şeba melikleri hediye takdim edecekler… Fakire ve biçare ile yardımcı olmayana O necât verecektir. Muhtaç ve fakire merhamet edip fukaranın canlarına halâs edecektir… İsmi ebedî olup, ismi Güneş durdukça baki kalacak ve adamlar O'nunla mübarek olacaklar. Milletlerin cümlesi O'na 'Mübarek' diyecekler."
Mezmur 72:8-17 (özetle)
Bu pasajda çizilen portre — denizden denize uzanan hakimiyet, çöl halkının bağlılığı, fakirlere merhamet, ebedî isim ve milletlerin onu "Mübarek" diye anması — Hz. Muhammed'in (a.s.) ve O'nun kurduğu medeniyetin tarihî gerçekliğiyle yüksek derecede uyum göstermektedir. Zebur'un bu işaretleri, Tevrat ve İncil'dekilerle birlikte değerlendirildiğinde, kutsal metinlerin son peygamberin gelişine dair tutarlı bir bütün oluşturduğunu düşündürmektedir.
Not: Yukarıda Eski ve Yeni Ahit'ten alıntılanan işaret ve deliller — Yaratıcının geçmiş ve geleceğe ilişkin kapsamlı bilgiye sahip olduğunu bildiren sayısız ayetle birlikte — gelecek bir peygambere dair beklentiyi temellendirmektedir. Bu kutsal metinlerin bu denli muazzam bir olay karşısında — ister red ister teyid yoluyla olsun — sessiz kalması pek beklenmez. Yukarıda alıntılanan pasajlar ve burada yer verilmeyen benzeri pek çok ayet, Tevrat ve İncil'in tüm insanlığa yönelik hakikî ve evrensel bir dinin müjdesini — "Âlemin Reisi"nin gelişiyle — içerdiğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca bakınız: Faraklit ve Üç Engel