Barnabas’ın Mezarında Bulunan İncil
Bu sayfa, anasayfada kısaca değinilen Barnabas’ın mezarında bulunan İncil meselesini daha ayrıntılı biçimde ele alır. Tartışmanın merkezinde birkaç temel soru vardır:
- Barnabas’ın mezarında bulunduğu söylenen metin gerçekten Matta İncili olabilir miydi?
- Eğer bu metin bugünkü kanonik Grekçe Matta ise, Barnabas’ın geleneksel ölüm tarihiyle nasıl bağdaştırılabilir?
- Peki bu metin, bugünkü Grekçe Matta değil de daha erken bir İbranice veya Aramice Matta olabilir miydi?
- Zeno’nun sarayındaki konumu ve kullanımı, bu metnin dili ve kimliği hakkında ne gösteriyor?
- Zeno’ya sunulan ve sarayda okunan metin ile mezarda ilk bulunan metin aynı kitap mıydı?
- Tunnunalı Victor’un 488 tarihiyle, Gelasius döneminde “Barnabas adına İncil” adlı bir metnin reddedilmesi arasındaki dört ila sekiz yıllık kısa süre ne anlatır?
Bu inceleme, bu soruları tek bir varsayımla değil, olayın izini takip ederek ele alır: Alexander Monachus’un altıncı yüzyıla tarihlenen anlatısı, Tunnunalı Victor’un kronik kaydı, Kıbrıs Başpiskoposu Anthemios’un metni Zeno’ya sunması, el yazmasının Bizans sarayında korunması, her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe günü okunması, Antakyalı Severus’un bu saray nüshasını Matta’daki tartışmalı bir okuma için kontrol ettirmesi ve metnin “büyük harflerle yazılmış” olduğuna dair dikkat çekici ifade.
Hikayenin İlk Yazılı Çerçevesi
Barnabas’ın mezarında bir İncil bulunduğuna dair en ayrıntılı anlatı, genellikle altıncı yüzyıla tarihlenen Grekçe bir metinde, Alexander Monachus’un Encomium on Barnabas adlı eserinde korunur. Bu anlatıya göre Kıbrıs Başpiskoposu Anthemios, bir ilham sonrası — üç gün ardarda gördüğü rüyanın ardından — Barnabas’ın mezarını keşfeder. Mezar açıldığında Barnabas’ın bedeni ve göğsü üzerinde duran bir İncil el yazması bulunur. Metin, Barnabas’ın kendi eliyle yazdığı Matta İncili olarak tanıtılır.[1]
Burada dikkat çekici olan nokta, keşfin sadece dindar bir hatıra olarak kalmamasıdır. Bu el yazması, Kıbrıs Kilisesi’nin apostolik kökenini ve Antakya’dan bağımsızlığını savunmak için güçlü bir delile dönüşür. Oxford’un Cult of Saints in Late Antiquity projesi Alexander’ın bu metnini yaklaşık MS 530–566 arasına tarihler. North American Society for the Study of Christian Apocryphal Literature (NASSCAL) da aynı geleneği, Anthemios’un bulunan İncil’i Konstantinopolis’e götürüp İmparator Zeno’ya sunduğu anlatı olarak özetler.[1]
Olay, İmparator Zeno’nun hüküm sürdüğü döneme yerleştirilir. Zeno MS 474–491 yılları arasında Doğu Roma imparatoruydu. Kıbrıs geleneğinde keşif çoğu zaman MS 478 yılıyla ilişkilendirilir. Buna karşılık Tunnunalı Victor’un altıncı yüzyılda yazdığı Kronik, olayı MS 488 yılı altında kaydeder. Victor’un kaydı kısa ama önemlidir: Kıbrıs’ta havari Barnabas’ın bedeninin, onun eliyle yazılmış Matta’ya göre İncil ile birlikte bulunduğunu söyler. Victor’un eserini MS 564–566 arasında Konstantinopolis’te yazmış olması, bu geleneğin erken ve tarihli bir kronik hafızaya girdiğini gösterir.[2]
Alexander Monachus’a göre hikaye mezarda bitmez. Anthemios, Barnabas’la birlikte bulunan İncil’i Konstantinopolis’e götürür ve İmparator Zeno’ya sunar. Zeno metni saygıyla kabul eder, öper ve imparatorluk sarayına koydurur. Anlatı, kitabın sarayda muhafaza edildiğini ve her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe gününde ondan okuma yapıldığını söyler.[1]
Bu ayrıntı çok önemlidir. Çünkü metin artık sadece Kıbrıs’ta bulunmuş eski bir mezar hatırası değildir. Konstantinopolis’te imparatorluk sarayına girmiş, Bizans’ın Grekçe konuşulan kilise ve saray ortamında korunan, okunan ve kullanılan bir metin haline gelmiştir.
Antakyalı Severus’la bağlantılı daha sonraki bir aktarım da bu noktayı güçlendirir. Severus’un Germanikeialı Thomas’a yazdığı mektupta, bize Süryanice aktarım üzerinden ulaşan bir anlatı vardır. Bu anlatıya göre, Matta metnindeki tartışmalı bir okuma incelenirken sarayda saklanan Matta İncili çıkarılır ve kontrol edilir. Metin, Zeno zamanında Kıbrıs’ta Barnabas’la birlikte gömülü halde bulunduğu söylenen, kraliyet sarayında büyük saygıyla korunan Matta İncili olarak tanıtılır. Aynı aktarım, bu İncil’in “büyük harflerle yazılmış” olduğunu söyler.[3]
Burada tartışılan konu Matta’nın kanonik olup olmadığı değildir. Mesele, İsa’nın böğrünün delinmesiyle ilgili tartışmalı bir okumanın Matta metnine ait olup olmadığıdır. Yani saraydaki metin sadece kutsal bir eşya gibi saklanmamakta, gerektiğinde açılıp metinsel bir tanık olarak kullanılmaktadır.[3]
Bu zincir, mezar metnini yalnızca Kıbrıs’ta bulunmuş eski bir hatıra olmaktan çıkarır; onu Konstantinopolis sarayında korunan, okunan ve gerektiğinde metin karşılaştırması için kullanılan bir kitap haline getirir.
Kronolojik Problem
İlk bakışta “Matta” etiketi meseleyi kapatıyor gibi görünebilir. Eğer mezarda bulunan kitap Matta ise, sorun yokmuş gibi durur. Fakat bu tanımlama aslında çözdüğünden daha fazla problem doğurur.
Hristiyan gelenek Barnabas’ın Kıbrıs’ta MS 61 veya 62 civarında şehit edildiğini kabul eder.[1] Oysa Matta İncili modern araştırmacıların çoğunluğu tarafından Kudüs’ün MS 70 yılında yıkılmasından sonraya tarihlenir. En yaygın tarih 80’lerdir; bazı eleştirel tahminlerde metin 90’lara, hatta yaklaşık 95 civarına kadar götürülür.[4] Bu tarihleme doğruysa, Barnabas’la birlikte gömülen el yazması bugün bildiğimiz kanonik Grekçe Matta İncili olamaz.
Bu problemi Matta’yı Barnabas’ın ömrüne sığacak kadar erkene çekerek çözmeye çalışmak da yeni zorluklar doğurur. Mesele sadece Matta’nın 70 öncesine tarihlenip tarihlenemeyeceği değildir. Hikayenin çalışabilmesi için metnin Barnabas’ın geleneksel ölüm tarihi olan 61 veya 62’den önce mevcut olması gerekir. Bu da Matta’yı 50’lere, en geç çok erken 60’lara yerleştirmek demektir.
Bazı modern yazarlar Matta’yı veya Matta’nın arkasındaki gelenekleri daha da erkene çekmeye çalışmıştır. Fakat bu görüşler azınlıkta kalmış ve Matta’nın daha geç bir döneme ait olduğu yönündeki genel akademik kanaati değiştirmemiştir. Bu kadar erken tarihlemenin arkasındaki apologetik baskı da anlaşılırdır: İnciller havariler dönemine yaklaştırılır, İsa’nın hizmeti ile onun hakkında yazılı anlatıların ortaya çıkışı arasındaki rahatsız edici mesafe azaltılır. Bu yüzden erken-Matta çözümü tarafsız bir tarih düzeltmesi gibi değil, çoğu zaman havariler dönemine yakınlığı koruma çabası gibi görünür.
Fakat bu çözüm pahalıdır. Eğer Matta, Markos’u kaynak olarak kullandıysa, Markos’un daha da erkene çekilmesi gerekir.[5] Eğer Matta ilk yazılı İncil yapılırsa, başka bir problem doğar. 50’lerde veya çok erken 60’larda dolaşımda olan havari kaynaklı yazılı bir Matta, Hristiyan hareketinin en erken İncil metni olurdu. Pavlus’un gerçek mektuplarıyla aynı dönemde, hatta onlarla yan yana dururdu. Pavlus’un mektupları ise genellikle Yeni Ahit içinde günümüze ulaşan en erken Hristiyan yazıları kabul edilir.[6]
Buna rağmen ne Pavlus’un mektupları ne de Resullerin İşleri, böyle yazılı bir Matta’yı en çok işe yarayacağı tartışmalarda açık bir otorite olarak kullanır: Yasa, Yahudi olmayanlar, İsrail, doğruluk, otorite ve Yahudiliğin dışına açılan misyon tartışmaları. Bu sessizlik tek başına her şeyi ispatlamaz; fakat bütün şartlarla birlikte düşünüldüğünde Matta’yı bu kadar erken bir döneme yerleştirmenin önünde ciddi bir engel oluşturur.
Başka bir deyişle erken-Matta çözümü sadece tek bir tarihi oynatmaz. İncillerin önemli bir kısmını havariler dönemine geri taşımayı gerektirir. Sonra da en erken Hristiyan yazılarının neden zaten dolaşımda olan temel yazılı İnciller varmış gibi davranmadığını açıklamak zorunda kalır.
Bu problem, Matta’nın doğal olarak Pavlusçu bir metin olmaması nedeniyle daha da keskinleşir. Matta derinden Yahudi karakterli bir metindir; Tevrat’la yakından ilgilidir ve David C. Sim’in okumasına göre yer yer “anti-Pavlusçu” bir tona bile sahiptir.[7] Matta’daki İsa, Yasa’yı ve Peygamberleri ortadan kaldırmaya gelmediğini söyler; İsrail evinin kaybolmuş koyunlarını vurgular; itaati ve doğruluğu öğretisinin merkezine koyar.[7]
Böyle bir İncil 50’lerde dolaşımda olsaydı, Pavlus henüz hayattayken ve mektuplarıyla cemaatlerini şekillendirirken görünür olurdu. Pavlus’un ölümü genellikle MS 64–67 civarına yerleştirilir.[6] Pavlus’un misyonu ve mektuplarıyla güçlü biçimde şekillenen bir hareket içinde, Matta gibi Yahudi-Hristiyan karakteri belirgin bir İncil’in sessiz kalması kolay açıklanacak bir durum değildir.
Ayrıca Matta’nın dili, üslubu ve bağlamı da 80’ler ile 90’ların ortaları arasındaki bir tarihe işaret eder. Grekçe yazılmış olması, belirgin Semitik ve Yahudi-Hristiyan rengiyle birlikte, onu en iyi bu dönemin Grekçe konuşan Yahudi-Hristiyan çevresi içinde anlamlı kılar.[8]
Olası Bir Çıkış Yolu: İbranice Bir Matta
Bu zorlukların önemli bir kısmından kurtulmanın bir yolu, Barnabas’la birlikte bulunan metnin bugün bildiğimiz kanonik Grekçe Matta İncili değil, daha erken bir Aramice veya İbranice Matta metni olduğunu söylemek olabilir. Belki bir sözler derlemesi, belki ilkel bir İncil taslağı, belki de havari Matta ile ilişkilendirilen daha erken bir malzeme.
Eğer bu doğru olsaydı, yukarıdaki kronolojik problemlerin çoğu ortadan kalkardı. Mezar metninin tamamlanmış kanonik Grekçe Matta olması gerekmezdi. Matta’yı imkansız derecede erken bir Grekçe forma çekmeye de gerek kalmazdı. Üstelik söz konusu yazar gerçekten havari Matta ise, Aramice veya İbranice bir metin daha doğal beklenti olurdu. İsa’nın ilk Filistin çevresinden gelen Yahudi bir öğrencisinin, bugün elimizde bulunan daha sonraki Grekçe İncil’i bizzat üretmiş olduğu neden varsayılsın?
Fakat bu ihtimal, ancak metnin daha sonraki izleriyle uyumluysa ayakta kalabilir. El yazması mezar anlatısından çıkıp Zeno’nun sarayı hikayesine girdiğinde, deliller artık bu metnin Aramice bir hatıra gibi mi yoksa okunabilir bir Grekçe İncil kodeksi gibi mi işlediğini göstermelidir.
İzi takip edelim.
İlk olarak, metni bulanlar onun Aramice, İbranice veya Süryanice olduğunu söylemez. Gelenek kitabın Barnabas’la birlikte bulunduğunu ve Matta İncili olarak sunulduğunu anlatır. Eğer metnin dili Bizans dünyası için olağan dışı olsaydı, bu keşfin en dikkat çekici özelliklerinden biri olurdu. Fakat dil bir problem, bir engel, hatta açıklanmaya değer bir nokta olarak bile ele alınmaz.
İkinci olarak, metin Konstantinopolis’e götürülüp Zeno’ya sunulduğunda da anlatı herhangi bir dil zorluğundan söz etmez. Kitap, tercüme gerektiren okunmamış bir Semitik metin olarak tanımlanmaz. Saygıyla kabul edilir ve Bizans sarayının imparatorluk-kilise ortamına yerleştirilir. Bu noktadan sonra metin Grekçe konuşulan bir saray ve kilise çevresi içinde işlev görür.[1]
Üçüncü olarak, geleneğe göre İncil kraliyet sarayında korunmuş ve her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe gününde okunmuştur.[1] Bu ayrıntı belirleyicidir. Sarayda düzenli olarak okunan bir kitap, sadece arkeolojik bir merak nesnesi olarak saklanıyor olamazdı. Kullanılabilir bir metindi. O ortamın dini hayatı içinde açılıyor, okunuyor ve anlaşılıyordu. Eğer el yazması Aramice veya İbranice olsaydı, geleneğin bu okumanın nasıl gerçekleştiğini açıklaması beklenirdi: tercüme mi vardı, özel bir okuyucu mu vardı, yoksa dil hakkında özel bir not mu düşülmüştü? Anlatı bunların hiçbirini yapmaz.
Dördüncü olarak, Antakyalı Severus’la bağlantılı aktarım aynı sonucu güçlendirir. Matta’daki tartışmalı bir okuma incelenirken saraydaki İncil çıkarılır, açılır ve Grekçe konuşulan kilise ortamında Matta metnine dair bir tanık olarak kontrol edilir. Burada da mesele Matta’nın kanonik olup olmadığı değildir; tartışmalı okumanın Matta metnine ait olup olmadığıdır. Anlatı el yazmasına gizemli bir hatıra nesnesi gibi değil, pratik bir metin gibi davranır. Tercüman gerektiğini söylemez. Kitabın Semitik bir dilde olduğunu açıklamak için durmaz. Onu Bizans sarayında başvurulabilecek bir metin olarak ele alır.[3]
Beşinci olarak, bu aktarımın Süryanice geleneği dikkat çekici bir görsel tarif korur: İncil “büyük harflerle yazılmıştır.”[3] Bu ifade tek başına okunmamalıdır. Süryanice ve Aramice yazılarda Grekçe ve Latinceyle karşılaştırılabilecek bir büyük harf/küçük harf sistemi yoktur.[9] Buna karşılık geç antik döneme ait Grekçe kutsal metin kodeksleri çoğu zaman büyük, resmi majüskül veya uncial kitap yazısıyla yazılırdı.[10] Modern “büyük harf,” “upper case” ve “lower case” terimleri daha sonraki tipografi dünyasına aittir; fakat büyük majüskül İncil kitaplarının görsel gerçekliği Grekçe el yazması kültüründe zaten vardı.
Bu yüzden “büyük harflerle yazılmış” ifadesi önemlidir. Eğer Süryanice bir aktarıcı Grekçe majüskül bir İncil kodeksini tarif ediyorsa, böyle bir ifade beklenmedik değildir. Üstelik bu ifade tek başına durmaz. Bütün çevre olgularla birlikte gelir: metin Semitik bir dile dair hiçbir not olmadan bulunur ve sunulur; Grekçe konuşulan Bizans sarayında kabul edilir; sarayda korunur; her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe günü okunur; daha sonra Matta’daki tartışmalı bir okuma için çıkarılıp kontrol edilir; ve bize ulaşan tarif onun “büyük harflerle” yazıldığını söyler.
Bütün bu işaretler aynı yöne bakar. Metin, Aramice olduğu bilinen ama kimsenin okuyamadığı bir hatıra nesnesi gibi davranmaz. Grekçe konuşulan Bizans sarayında kabul edilir, korunur, her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe günü okunur ve gerektiğinde Matta metniyle ilgili bir tartışmada açılıp kontrol edilir. Üstelik hiçbir aktarımda tercümandan, özel bir dilden veya Aramice/İbranice bir metinden söz edilmez. Bu tablo karşısında sonuç nettir: Sarayda kullanılan metin, Grekçe konuşulan Bizans dünyasında okunabilen bir Matta İncili kodeksi olarak işlev görüyordu.
Çıkış Yolu Kapanıyor
Bu sonuç, önceki bütün zorlukları en güçlü halleriyle tekrar bir araya getirir. Eğer saray el yazması gerçekten Barnabas’la birlikte bulunduğu söylenen aynı kitapsa, mezar metni sadece Matta’ya atfedilen erken bir Aramice sözler derlemesi değildi. Grekçe bir Matta kodeksi olarak hatırlanıyor ve kullanılıyordu. Bu da bizi yukarıda tartışılan kronolojik probleme geri götürür.
Dolayısıyla “Matta” kelimesi problemi çözmez. Problemi doğurur. Eğer el yazması gerçekten kanonik Grekçe Matta ise, önceki engeller geçerliliğini korur. Bu sonuç ayakta tutulamıyorsa, geriye yalnızca iki tutarlı açıklama kalır: Ya mezar keşfi, Kıbrıs Kilisesi’nin apostolik otoritesini ve bağımsızlığını güçlendirmek için kurulmuş bir kilise temellendirme anlatısıydı; ya da mezarda gerçekten bulunan metin ile Zeno’ya “Matta” diye sunulan kitap aynı şey değildi.
Dört ila On Sekiz Yıl Sonra
Sonrasında ne olduğuna baktığımızda mesele daha da keskinleşir. Mezar geleneğine tarih veren en erken tanıklardan biri Tunnunalı Victor’dur. Victor, altıncı yüzyılda yaşamış Kuzey Afrikalı bir piskopos ve kronik yazarıdır; Kronik adlı eserini 560’larda Konstantinopolis’te yazmıştır. Victor, Barnabas’ın bedeninin ve Matta’ya göre İncil’in keşfini MS 488 yılı altında kaydeder. Kaydı kısadır ama önemlidir: olayı sadece sonraki dindar hafızaya değil, tarih verilmiş bir kronik geleneğine yerleştirir.[2]
Papa Gelasius MS 492–496 arasında görev yapmıştır. Eğer Decretum’un Gelasius’a bağlanan formu esas alınırsa, Victor’un mezar keşfi için verdiği 488 tarihi ile “Barnabas adına İncil” adlı metnin resmen reddedilmesi arasında yalnızca dört ila sekiz yıl kalır; Zeno dönemindeki 478 geleneği esas alınırsa aralık yaklaşık on dört ila on sekiz yıl olur.[11] Her iki durumda da bu son derece yakın bir tarihsel kesişimdir: Barnabas adı önce imparatorluk tanınmasıyla bağlantılı bir mezar-İncil geleneğinde, ardından çok kısa süre sonra Barnabas adı altında bir İncil’i zikreden kilise reddiyesi listesinde görünür.
Bu nedenle gelenek, erişim meselesinden daha derin bir soru ortaya çıkarır. El yazması “Matta” olarak tanımlanıp imparatorluk ve kilise himayesine girdikten sonra, mesele kolayca kapanmış görünebilirdi. Beşinci yüzyılın sonlarında çok az kişinin bu tanımlamayı sorgulayacak tarihsel veya metinsel araçlara sahip olması beklenirdi. İmparator Zeno ile bağlantılı bu kadar istisnai bir el yazmasını inceleyebilecek kişi sayısı ise daha da az olurdu. Çoğu okuyucu veya dinleyici için “bu Matta idi” açıklaması yeterli görünürdü.
Fakat dil, saray ortamı, her yıl Kutsal Hafta’nın Büyük Perşembe günü okunması, metinsel karşılaştırma, Aramice hakkında sessizlik ve “büyük harfler” tarifi birlikte düşünüldüğünde, “bu Matta idi” açıklaması meseleyi artık kapatmaz. Bu izler Barnabas’ın mezarında saklı bir Aramice Matta’ya değil, Bizans imparatorluk dünyasında kullanılan Grekçe bir İncil kodeksine işaret eder. Eğer bu Grekçe saray kodeksi mezar metniyle aynı kitapsa, kronolojik engeller çok ciddi hale gelir. Eğer aynı kitap değilse, Zeno’ya sunulan kitap mezarda ilk bulunan metnin kendisi değildi; ya da mezarda bulunan metin daha sonra resmi anlatıda “Matta” adıyla açıklanmıştı.
Tarihsel izlerin özellikle dikkat çekici hale geldiği yer burasıdır. Delilleri takip eden bir okuyucu şu ihtimali güçlü görebilir: Zeno’ya “Matta” diye sunulan kitap, Barnabas’ın mezarında ilk bulunan metinle aynı kitap olmayabilir. Mezarda Barnabas’la bağlantılı başka bir İncil metni bulunmuş; bu metin daha sonra ya “Matta” adı altında açıklanmış ya da yerini Zeno’ya sunulan “Matta” nüshasına bırakmış olabilir.
Bu ihtimal, kısa süre sonra kilise hafızasında beliren “Barnabas adına İncil” kaydıyla birlikte daha dikkat çekici hale gelir. Decretum Gelasianum’da reddedilen bu ad, mezar anlatısındaki Barnabas bağlantısıyla aynı dönemin çok yakın bir tarihsel ufkunda görünür. Elimizdeki deliller bu iki metni kesin biçimde özdeşleştirmeye yetmez; fakat şu sonucu güçlü biçimde gösterir: “Matta” etiketi bu dosyayı kapatmaz. Tam tersine, araştırmanın asıl başladığı yerdir.
Barnabas’a Bağlı Bir Metin Bugüne Ulaşmış Olabilir mi?
Bu sayfanın iddiası, elimizdeki İtalyanca Barnabas metninin mezarda bulunduğu söylenen kodeksle kelimesi kelimesine aynı olduğunu kanıtlamak değildir. Daha dar soru şudur: Eğer Barnabas’la bağlantılı bir İncil geleneği geç antik dönemde gerçekten biliniyorsa, bu geleneğin çeviri, aktarım ve sınırlı dolaşım yoluyla daha geç bir biçimde karşımıza çıkması baştan dışlanabilir mi?
Geç antik metinler çoğu zaman düz ve kesintisiz bir çizgiyle ulaşmaz. Kopyalama, tercüme, kısaltma, yeniden düzenleme, kapalı çevrelerde korunma ve uzun sessizlik dönemleri metin tarihinin sıradan parçalarıdır. Bu durum bugünkü metnin eski bir nüshayla birebir aynı olduğunu göstermez; fakat yalnızca geç görünürlükten hareketle bütün geçmişinin geç dönemde başladığını söylemeyi de zorlaştırır.
Sonuç ve çıkarım düzeyi
- Mezar geleneği, bugünkü İtalyanca Barnabas metnini tek başına kanıtlamaz.
- Fakat Barnabas’la bağlantılı bir İncil hatırası ile kısa süre sonra görülen “Barnabas adına İncil” kaydı aynı tarihsel ufka çok yakın durur.
- Bu sayfanın en güçlü sonucu, “bu Matta idi” etiketinin tarihsel soruyu kapatmadığıdır.
Temel tanıklar
Alexander Monachus, Tunnunalı Victor ve Antakyalı Severus; mezar, Zeno ve saray kodeksi çizgisini taşıyan ana tanıklardır.
Sınırlayıcı veri
Gelenek metni “Matta” diye adlandırır. Bu sayfa bu etiketi yok saymaz; kronoloji, dil ve saray bağlamı içinde test eder.
Ayrıca Bakınız
Anasayfadaki kısa tartışma; Decretum Gelasianum; ve Altmış Kitap Listesi.
Kaynaklar
[1] Oxford Cult of Saints, E07084, Alexander Monachus’un altıncı yüzyıla ait Encomium on Barnabas metni hakkında; North American Society for the Study of Christian Apocryphal Literature (NASSCAL), “Encomium on Barnabas by Alexander Monachus”, Anthemios’un keşfini, İncil’in Zeno’ya sunulmasını ve Büyük Perşembe okuma geleneğini özetler.
[2] Encyclopaedia Britannica, “Zeno”; Oxford Cult of Saints, E02630, Tunnunalı Victor’un 488 tarihli kronik kaydı hakkında.
[3] Antakyalı Severus, Germanikeialı Thomas’a Mektup, E. W. Brooks, A Collection of Letters of Severus of Antioch, Patrologia Orientalis 14 içinde; saraydaki Matta İncili’nin “büyük harflerle yazılmış” olduğu ve asker-mızrak ilavesi hakkında kontrol edildiği pasaj. Ayrıca Matthew R. Crawford, “Severus of Antioch on Gospel Reading with the Eusebian Canon Tables.”
[4] Dale B. Martin, Yale Open Courses, “The Gospel of Matthew”; Bart D. Ehrman, “When Was the Gospel of Matthew Written?”; Early Christian Writings, “Gospel of Matthew”; Raymond E. Brown, An Introduction to the New Testament.
[5] David C. Sim, “Matthew’s Use of Mark,” New Testament Studies; Bart D. Ehrman, “Was Mark the First Gospel?”
[6] Bible Odyssey, “Paul,” Pavlus’un gerçek mektuplarının Yeni Ahit’teki en erken yazılar olması hakkında; Encyclopaedia Britannica, “St. Paul the Apostle.”
[7] David C. Sim, “Matthew’s anti-Paulinism: A neglected feature of Matthean studies,” HTS Teologiese Studies/Theological Studies; Matta 5:17–19; Matta 10:5–6; Matta 15:24.
[8] J. Engelbrecht, “The Language of the Gospel of Matthew,” Neotestamentica; United States Conference of Catholic Bishops, “The Gospel According to Matthew,” giriş bölümü.
[9] Richard Ishida, “Syriac Orthography Notes,” Süryanice yazı ve büyük/küçük harf ayrımının bulunmaması hakkında.
[10] Vatican Library, “Greek Paleography: Majuscule Bookhands”; Vatican Library, “Latin Paleography: Some Important Premises”; CSNTM, “Manuscripts 101: A Brief History of Greek Handwriting.”
[11] Decretum Gelasianum, “Barnabas adına İncil” ve geleneksel Gelasian tarihleme hakkında; ayrıca daha geniş katalog ve ret tarihi çizgisi için Decretum Gelasianum ve Altmış Kitap Listesi sayfaları.