Barnabas İnciliTam Metin
    EN

    İncillerdeki Çelişki ve Tutarsızlık İddiaları

    İsimlendirme ve teknik tutarsızlık meseleleri yalnızca Barnaba İncili'ne özgü değil. Matta, Markos, Yuhanna ve Luka'da da benzer uyumsuzluklar gözlemlenebiliyor. Bu metinler, anlattıkları olaylardan onlarca yıl sonra kaleme alındı ve orijinal Aramice biçimleri günümüze ulaşmadı. Elimizde kalan, yüzyıllar boyu aktarılan sonraki Yunan geleneği. Bu yüzden bazı coğrafi ayrıntılar, yer adları ve kimliklendirme biçimlerinin İsa Peygamber'in kendi dönemindeki tarihsel ortama tam olarak uymaması aslında şaşırtıcı değil.

    Coğrafi Tutarsızlıklar

    Markos 5'te, Luka 8'de ve Matta 8'de anlatılan "Gerasa domuzları" olayı: İsa cinleri domuzlara gönderiyor, domuzlar da Galile Denizi'ne doğru koşup boğuluyor. Ama Gerasa (bugünkü Jerash) gölden yaklaşık 50 km güneydoğuda yer alıyor; isim bu anlamda katı alındığında sahne biraz zorlama duruyor. Gadara daha yakın (~10 km) olsa da tüm güçlükleri ortadan kaldırmıyor. Bu yüzden bu pasaj, yer adları ve yerel coğrafya sorunu olarak uzun zamandır tartışılıyor.

    Barnabas'ta ise: Olay Kefarnahum çevresinde anlatılır. Kefarnahum'un göl kıyısında bulunması nedeniyle domuzların göle sürülmesi sahnesi coğrafi bakımdan doğal görünür. Gerasa/Gadara gibi tartışmalı yer adları da metinde geçmediğinden, burada aynı coğrafi problem ortaya çıkmaz.

    Markos 7:31'deki Sur → Sayda → On Şehir rotası: İsa'nın Sur'dan Sayda üzerinden On Şehir yoluyla Galile Denizi'ne yöneldiği anlatılıyor. Birçok okur bu yolu biraz tuhaf buluyor. Seyahat etmek imkânsız değil elbette, ama sıralama en doğal coğrafi akışa pek uymuyor. Günümüzden örnek verirsek, İstanbul'dan Ankara'ya giderken önce kuzeybatıya Edirne'ye çıkıp ancak ondan sonra güneydoğuya dönmek gibi bir şey.

    Barnabas'ta ise: Bu tartışmalı rota dizilimi yer almaz. Barnabas yalnızca, domuz olayından sonra İsa'nın Sur ve Sayda taraflarına gittiğini söyler. Dolayısıyla burada Markos'taki sıra dışı güzergâh problemi Barnabas'ta görülmez.

    Markos 11:1'deki Betfage-Betanya sıralaması: Eriha'dan Kudüs'e yaklaşırken metin önce Betfage'den, sonra Betanya'dan söz ediyor. Betanya genellikle o yol üzerindeki daha yakın ve tanıdık durak sayıldığı için bu sıralama kimi zaman merak uyandırıcı görülüyor – büyük bir sorun olmasa da.

    Barnabas'ta ise: Betanya adı Lazarus anlatısında geçer; Kudüs'e giriş sahnesinde ise eşek ve sıpa ayrıntısı verilir, fakat Betfage-Betanya sıralaması kurulmaz. Bu yüzden burada kanonik metindeki özel sıra problemi Barnabas'ta yer almaz.

    Luka 17:11'deki "Samiriye ile Galile arasında": Luka, İsa'nın Kudüs'e giderken Samiriye ile Galile sınırında yolculuk ettiğini söylüyor. Bazı yorumcular bunu coğrafi açıdan alışılmadık buluyor. İmkânsız değil, ama anlatının coğrafyası katı topografik kesinlikten uzak bir üslupla ifade edilmiş gibi duruyor.

    Barnabas'ta ise: Anlatım daha doğrudandır. İsa açıkça Samiriye'den geçileceğini söyler ve metin doğrudan ilgili sahneye geçer. Bu nedenle Luka'daki coğrafi bakımdan muğlak ifade Barnabas'ta bulunmaz.

    Luka 2'deki sayım yolculuğu: Yusuf'un Beytüllahim'e, atalarının kenti olduğu için gittiği anlatılıyor. Eleştirmenler sıkça şunu hatırlatır: Roma sayımları genelde ikamet yerine göre yapılırdı, aile kökenine göre uzak mesafeli dönüşler talep edilmezdi. Bu yüzden Luka'nın anlatısındaki bu sahne tarihsel bir zorluk olarak gösterilir.

    Barnabas'ta ise: Bu sorun ortadan kalkmaz; tersine daha da büyür. Barnabas da herkesin kendi memleketine ve kendi kabilesine göre yazılmaya gittiğini söyler. Üstelik doğum anlatısında birbirinden farklı dönemlere ait idarî isimleri aynı sahnede bir araya getirerek kronolojik güçlüğü artırır.

    Toplumsal ve Tarihsel Ayrıntılar

    Herkesin yemek öncesi ellerini ve kap-kacağını yıkaması (Markos 7:3-4): Bu pasaj, saflık âdetlerinin geniş ve tek tip biçimde uygulandığı izlenimi verebiliyor. Birçok uzman, eğer katı tarihsel anlamda alınırsa dilin fazla genelleyici olduğunu düşünüyor; daha ziyade, orijinal ortama mesafeli bir okuyucu kitlesine yönelik yumuşatılmış bir betimleme olarak görüyorlar.

    Barnabas'ta ise: Benzer sahne vardır; öğrencilerin ellerini yıkamadan sofraya oturduğu ve buna itiraz edildiği anlatılır. Ancak Markos'taki gibi bütün Yahudileri kapsayan geniş bir genelleme kurulmaz. Bu yüzden aynı sahne Barnabas'ta daha dar ve daha az genelleyici biçimde yer alır.

    Galile'de her yerde Ferisiler (Markos ve Luka): İnciller İsa'nın Galile'de Ferisilerle sık sık karşılaştığını anlatıyor. Böyle karşılaşmalar imkânsız değil elbette, ama bazı okurlar bu sıklığın, sonradan ortaya çıkan tartışma kalıplarının geriye yansıtılması olabileceğini düşünüyor.

    Barnabas'ta ise: Ferisiler yine anlatının sürekli muhalif unsurları arasındadır. Metin onların İsa'ya ve öğrencilerine itiraz ettikleri sahneleri tekrar tekrar verir. Bu bakımdan Barnabas da aynı genel tabloyu sürdürür; burada belirgin bir farklılaşma yoktur.

    Kadının kocasını boşayabilmesi (Markos 10:11-12): Söz, kadının da kocasını boşayabileceği ihtimalini içeriyor. İsa'nın yaşadığı dönemde Yahudi boşanma hukuku genellikle böyle işlemediği için kimi yorumcular burada daha geniş bir Greko-Romen ufka ya da sözün sonraki bir çerçevelenmesine işaret ettiğini söylüyor.

    Barnabas'ta ise: Bu başlığa karşılık gelen açık bir ifade yer almaz. Dolayısıyla Markos 10:11-12'deki hukukî çerçeve Barnabas'ta aynı biçimde kurulmaz.

    Pilatus'un tereddütlü ve sembolik figürü: İncillerde Pilatus sıklıkla isteksiz, vicdan azabı çeken biri olarak resmediliyor. Yeni Ahit dışı kaynaklarda ise genellikle çok daha sert bir yönetici olarak anılıyor. Bu basit bir çelişki kanıtı değil, ama aynı tarihsel kişinin anlatı belleğinde farklı biçimlerde şekillenebildiğini gösteriyor.

    Barnabas'ta ise: Pilatus daha da yumuşatılmış bir figür halinde görünür. Metin, onun İsa'yı serbest bırakmak istediğini ve idamı istemediğini belirgin biçimde öne çıkarır. Bu nedenle burada Barnabas da aynı eğilimi daha güçlü biçimde sürdürür.

    Zaman Çelişkileri

    İsa'nın doğum tarihi uyuşmazlığı: Matta İsa'yı Büyük Hirodes döneminde (MÖ 4'te öldü) doğururken, Luka Quirinius sayımına (genelde MS 6 civarı) bağlıyor. Bu, kanonik İncillerdeki en çok tartışılan kronolojik gerilimlerden biri.

    Barnabas'ta ise: Kronolojik gerilim çözülmez; daha da ağırlaşır. Doğum anlatısında Herod devri, Augustus'un emri, Pilatus valiliği ve Annas-Kayafa dönemi aynı sahnede birleşir. Bu yüzden Barnabas bu konuda bir çözüm sunmaz.

    İsa'nın iki çok farklı soyağacı (Matta 1 ve Luka 3): Davut'tan sonra isimler ve soy çizgisi keskin biçimde ayrılıyor. İki soyağacını uzlaştırmak kolay olmadığı için gelenekteki iç gerilim olarak sıkça örnek veriliyor.

    Barnabas'ta ise: Matta ve Luka'daki gibi iki ayrı soyağacı verilmez. Metin yalnızca Meryem'in ve Yusuf'un Davud soyuyla bağlantısını belirtir. Bu nedenle iki farklı şecerenin doğurduğu iç gerilim Barnabas'ta bulunmaz.

    Luka 3:1'deki Lysanias tetrarklığı: Luka, İsa döneminde Abilene'nin tetrarkı olarak Lysanias'tan söz ediyor. En bilinen Lysanias daha eski bir döneme ait olduğu için bu ayet kronolojik zorluk olarak tartışılıyor – tartışma hâlâ sürüyor.

    Barnabas'ta ise: Lysanias ve Abilene'ye ilişkin bu tür bir tarih ayrıntısı verilmez. Bu sebeple aynı kronolojik tartışma Barnabas metninde ortaya çıkmaz.

    Sonraki Kilise Diline Daha Yakın Gelen Terimler ve Fikirler

    "Kilise'mi kuracağım" (Matta 16:18): Ekklesia kelimesi Yunanca'da imkânsız değil, ama birçok okur bunu İsa'nın en doğrudan tarihsel sözünden ziyade filizlenen Hıristiyan topluluğunun diline daha uygun buluyor.

    Barnabas'ta ise: Sonraki cemaat diline yakın görünen bu tür kullanım mevcuttur. Metin, düzelmeyen bir kardeşin durumunun kiliseye söylenmesini açıkça ifade eder. Bu sebeple burada Barnabas da benzer topluluk dilini taşır.

    Havradan atılma (Yuhanna 9:22, 12:42, 16:2): Bu pasajlar genellikle İsa'nın kendi döneminden ziyade birinci yüzyılın sonlarındaki gerilimleri yansıtıyor gibi okunuyor. Yani Yuhanna İncili'nin oluştuğu topluluğun izlerini taşıyor olabilir.

    Barnabas'ta ise: Aynı motif açık biçimde bulunur. İyileştirilen adamın havradan ve mabedden atıldığı anlatılır. Bu nedenle Yuhanna'daki dışlama dili Barnabas'ta da yer alır.

    Özellikle Yuhanna'da "Yahudiler" geniş ve düşmanca bir grup olarak: Bazı yerlerde ifade fazla genelleyici gelebiliyor. Birçok uzman, bağlama göre bunun bütün Yahudi halkından değil, belirli Yahudiye karşıtlarından ya da lider gruplarından söz ettiğini savunuyor.

    Barnabas'ta ise: Muhalefet çoğu yerde daha somut gruplara dağıtılır; kâtipler, Ferisiler ve benzeri çevreler ayrı ayrı anılır. "Yahudiler" ifadesi tamamen kaybolmaz, fakat karşıtlık dili daha belirli aktörler üzerinden kurulur.


    Barnaba'nın Bazı Teknik Özelliklerine Olası Bir Açıklama

    Günümüze ulaşan Barnaba İncili elyazmaları oldukça geç döneme ait. Bu yüzden metin, yalnızca eski bir çekirdek geleneği yansıtmakla kalmıyor; aynı zamanda kopyalandığı, çevrildiği ve aktarıldığı ortaçağ dünyasının izlerini de taşıyor. Bu tür metinlerde ana anlatı büyük ölçüde korunurken, teknik ayrıntılar, isimler, unvanlar ve açıklayıcı ifadeler zamanla değişime uğrayabiliyor.

    Örneğin metin, İsa'dan sonraki peygamberden her söz ettiğinde "Muhammed" ismini tekrar kullanıyor. Bu tekrar, muhtemelen bir çevirmenin ya da son düzenleyenin yorum tercihi olarak ortaya çıkmış görünüyor. Orijinal metinde her bölümde sabit bir formül yerine farklı ifadeler yer almış olması çok daha muhtemel: bir yerde Yuhanna İncili'ndeki gibi "Parakletos", başka bir yerde "gelecek peygamber", bir başkasındaysa farklı betimleyici unvanlar… Aktarım süreci boyunca bu çeşitlilik zamanla daha tekdüze bir hale getirilmiş. Benzer biçimde, metnin diğer konu, ayrıntı ve teknik noktalarında da böyle yeniden şekillenmeler olası. Böylece çekirdek içerik –yani ana hikâye ve temel mesaj– geniş anlamda korunmuş; fakat bazı tarihsel ve teknik detaylar, yüzyıllar içindeki aktarım sırasında muhtemelen yumuşatılmış, uyarlanmış ya da dönemin diline göre yeniden biçimlendirilmiş.


    Aynı Çizgide Sıkça Dile Getirilen Diğer İddialar

    Benzer biçimde, Barnaba İncili'nin günümüze ulaşan hali, daha özgür yorumları, sonraki dönemlere ait uyarlamaları ve o çağın kültürel-dilsel havasına göre ayrıntıların yeniden biçimlendirilmesini de içinde barındırıyor. Bu açıdan bakınca, metindeki her zorluk ya da tutarsızlık, eserin baştan sona sahte bir yapım olduğunun kanıtı sayılamaz; pek çoğu, uzun ve katmanlı bir aktarım sürecinin, kültürel etkileşimlerin ve yeniden anlatımların doğal izleri olarak da okunabilir. Bu sitede daha önce ele alınmayan diğer bazı itirazlar şöyle:

    1) Jübile'nin elli yerine yüz yılda bir olması.
    Bu en çok tekrarlanan itirazlardan. Tevrat hukukunda jübile klasik olarak ellinci yılda gelirken, yüz yıllık biçim çok daha sonraki bir tarihsel ortama ait.

    2) Doğum sahnesinde Pontius Pilatus, Annas ve Kayafa'nın birlikte anılması.
    Bu kişiler birinci yüzyılın daha sonraki evresine ait oldukları için doğum bağlamında yer almaları metindeki kronolojik kayma olarak görülüyor.

    3) Hirodes Antipas'ın Yahudiye ya da Kudüs'ü yönetiyormuş gibi sunulması.
    Antipas yalnızca Galile ve Perea'yı yönetiyordu, Yahudiye'yi değil. Yanlış siyasi alanda gösterilmesi tarihsel zorluk olarak sıkça belirtiliyor.

    4) Kelime hazinesi, üslup ya da teknik ayrıntılara dayalı daha küçük iddialar.
    Bunların hepsi aynı ağırlıkta değil. Bazıları gerçek kronolojik ya da tarihsel gerilim yansıtabilirken, bazıları yalnızca çeviri, düzenleme ve zaman içindeki aktarımın doğal etkileri olabilir.

    Bu ve benzeri itirazlar ciddiye alınmalıdır. Yine de bunların varlığı, metnin bütünüyle geç dönemde uydurulduğunu tek başına göstermez; bir kısmı uzun aktarım, çeviri ve redaksiyon sürecinin doğal izleri olarak da okunabilir. Metnin Avrupa'da neden güçlü bir ilgi uyandırdığı ve bir aşamada Vatikan çevresinden geçmiş olabileceği gibi daha geniş tarihsel ihtimal ise, Tarihsel Bir Hipotez sayfasında ayrıca ele alınmaktadır.