Barnabas İnciliTam Metin
    EN

    İsa'nın Fiili Çizgisi ve Sonraki Kilisenin Yönü

    Okuma Notu

    Bu sayfa, samimi Hristiyanları incitmek veya İsa sevgisini küçümsemek için yazılmadı. Birçok Hristiyan, İsa’nın merhametini, tevazusunu ve Tanrı’ya bağlılığını içtenlikle takip etmeye çalışır. Burada tartışılan şey kişisel inanç değil; İsa’nın fiili hayatında açıkça görülen çizgi ile sonraki kilise dili, doktrini ve kurumsal gelişmeler arasında nasıl bir tarihsel mesafe bulunduğu sorusudur.

    İnançla ilgili meseleler, bir dinin en temel omurgasını oluşturur. Bu yüzden vahyin ve peygamberlerin tarih boyunca en çok üzerinde durduğu, en açık ve en anlaşılır biçimde tekrar tekrar ortaya koyduğu konular da bunlar olmuştur. Çünkü insanlardan neye inanmalarının istendiği açık değilse, geri kalan dini yapı da sağlam bir zemine oturmaz. Bir dinin ibadetleri, ahlaki emirleri ve hukuki hükümleri ne kadar önemli olursa olsun, bütün bunların dayandığı temel inanç esasları kapalı, belirsiz ve ancak uzman tartışmalarıyla anlaşılabilir halde bırakılmışsa, bu durum vahyin tabiatıyla bağdaşmaz.[1]

    Nitekim tarih boyunca ilahi vahyin ana çizgisi de bunu gösterir. Tanrı'nın birliği, şirke düşmeme, helal ve haramın temel sınırları, zulmün ve cinayetin kötülüğü, yalanın ve ahlaki bozulmanın reddi gibi konular, kutsal metinlerde üstü kapalı biçimde değil; doğrudan, tekrar eden ve sınırları açıkça çizen bir dille verilir. Çünkü bunlar ikincil konular değildir. Bunlar, insanın dünyaya bakışını, ibadetini ve kurtuluş anlayışını belirleyen temel meselelerdir. Vahiy de tam bu yüzden bu alanlarda belirsizlik üretmez; tersine, karışıklığı giderir, sınırları çizer ve insanları uzun süren anlaşmazlıklar içinde bırakmayacak bir açıklık sunar.

    Bu nedenle, bir inanç sisteminin merkezine yerleştirilen bazı kalıplar ancak yüzyıllar boyunca süren yorumlar, tartışmalar, konsiller ve karşılıklı suçlamalar sonunda belli bir şekle sokulabiliyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Çünkü temel inanç konuları normalde en son netleşen başlıklar değil, en baştan en açık verilen başlıklar olmalıdır. Eğer bir öğreti metnin yüzeyinde su gibi berrak görünmüyor; buna karşılık sonraki yüzyıllarda giderek daha karmaşık açıklamalarla ayakta tutuluyorsa, bu durum o öğretinin başlangıçtaki yeri hakkında meşru sorular doğurur.[2]

    Hristiyan inanç tarihine bakıldığında da dikkat çeken tablo budur. İsa'dan yaklaşık üç yüz yıl sonra bile temel öğretiler hala sert tartışmaların içindeydi. İlk büyük kırılma, Yahudi ekseni ile Yahudi olmayan topluluklara yönelen yeni çizgi arasında yaşandı. Ardından tevhid meselesi, İsa'nın kimliği ve Paraklit/Faraklit konusu uzun süre tartışmaların merkezinde kaldı. Arius tartışmaları da, bu belirsizliğin ne kadar geç bir döneme kadar sürdüğünü açıkça göstermektedir. Konunun bu yönü için ayrıca Arius Deklarasyonu sayfasına bakılabilir.

    Eğer bir inanç sistemi, daha ilk üç yüz yılında ancak belli bir noktaya kadar şekillenebilmiş ve bu süreçte zaten son derece karmaşık unsurlar taşır hale gelmişse, yüzyıllar hatta binyıllar boyunca süren fikir ayrılıkları da şaşırtıcı değildir. Burada sorulan soru, Hristiyan geleneğinin tamamını tek cümleyle reddetmek değildir. Daha sınırlı ve daha dikkatli soru şudur: İsa'nın fiili hayatı ile daha sonra kilisede baskın hale gelen öğreti arasında belirgin bir uzaklık varsa, bu uzaklık yalnız yorum düzeyinde mi kalmıştır, yoksa bazı yerlerde metne ve inanç kalıplarına da yansımış olabilir mi?

    Yön değişimi nerede başladı?

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: sorun, dinin başlangıcında değil, başlangıçtan sonraki yön değişimlerinde aranmalıdır. Hz. İsa'ya ve havarilerine, daha sonra oluşan tartışmalı yapının bütün yükünü geriye dönük olarak yüklemek doğru olmaz. Çünkü elimizdeki kronoloji tersini göstermektedir.

    Kronoloji burada özellikle dikkat çekicidir: Pavlus'un mektupları, bugüne ulaşan en eski Hristiyan metinleridir; bugünkü dört İncil ise Pavlus'un metinlerinden ancak onlarca yıl sonra kaleme alınmıştır. Yani bugünkü kanonik anlatılar, İsa'nın ilk çevresinden doğrudan gelen saf bir dönemin değil, Pavlus çizgisinin etkili olmaya başladığı bir dünyanın içinden bize ulaşmaktadır.[3]

    Pavlus'un çizgisi, İsa hareketini Yahudi merkezli bir yapıdan giderek Yahudi olmayan topluluklara yönelen bir yapıya taşımıştır. Sünnet, yiyecek hükümleri ve Musa şeriatına bağlılık gibi konularda ortaya çıkan yeni yaklaşım, hareketin Yahudi zeminini zayıflatmış; zamanla Hristiyanlık, pratikte Yahudi dünyadan uzaklaşan bir yapıya dönüşmüştür. Bu yüzden yön değişimi varsayım değil, tarihsel bir gerçektir. Asıl mesele, böyle bir dönüşümün İsa'nın sözleri ve otoritesiyle nasıl ilişkilendirildiğidir.[4]

    Eski Ahit'le bu kadar büyük farklılık nasıl açıklanacak?

    Hristiyanlık Eski Ahit'i de kutsal kabul ediyorsa, inanç, yasaklı etler ve sünnet gibi temel konularda ortaya çıkan bu büyük farklılık ayrıca açıklanmak zorundadır. Çünkü bunlar dinin kenarında duran ayrıntılar değildir. Sünnet, ahdin işareti olarak verilir. Helal ve haram sınırları açıkça çizilir. Tevhid, en merkezi gerçek olarak tekrar tekrar vurgulanır. Böyle alanlarda sonradan çok büyük yön değişiklikleri yaşanmışsa, bunun yalnızca “gelişim” denilerek geçiştirilecek bir tarafı yoktur.

    Özellikle yasaklı etler ve sünnet konusu burada dikkat çekicidir. Çünkü Eski Ahit'in omurgasında bunlar açık meselelerdir. Buna karşılık sonraki Hristiyan çizgide, bu alanlarda belirgin bir gevşeme ve hatta tersine dönüş görülmektedir. Böyle bir dönüşüm sadece uygulama farkı değildir; daha önce kutsal kabul edilen vahyin sınırları ile sonradan oluşan yeni pratik arasında ciddi bir ayrım olduğunu gösterir.

    İsa peygamber gerçekten diğer uluslara açılın dedi mi?

    İsa'nın yeryüzündeki fiili hizmetine bakıldığında, önceliğinin açık biçimde İsrail olduğu görülür. Öğrencilerini önce İsrail ekseninde yönlendirdiği, kendi görevini de bu çizgi içinde anlattığı görülmektedir. Bu nedenle, çarmıh sahnelerinden sonra anlatılan kısa görünme anlatılarında birdenbire bütün uluslara yönelik geniş bir görev buyruğunun öne çıkması, en azından tarihsel açıdan ayrıca düşünülmeyi hak eder.[5]

    Burada söylenmek istenen, diğer uluslara yönelik her açılımın mutlaka geç bir icat olduğu değildir. Daha dikkatli soru şudur: İsa'nın fiili hayatı boyunca merkezde görünmeyen bir yön, sonraki kilisede neden bu kadar belirleyici hale gelmiştir? Eğer hareket tarih içinde Yahudi ekseninden Yahudi olmayan topluluklara yönelen bir çizgiye kaymışsa, bu yeni yönelişin İsa'nın otoritesiyle daha açık biçimde ilişkilendirilmek istenmesi şaşırtıcı değildir.

    Markos'a eklenen yerler neden önemlidir?

    Markos'un uzun sonu küçük bir dipnot gibi görülemez. Burada yalnızca birkaç ayetlik teknik bir yazma farkından söz edilmiyor. Açık uçlu biçimde sona eren bir metne sonradan toparlayıcı bir kapanış, görünme anlatıları ve yön belirleyen bir bitiş kazandırılmış oluyor. Bu, yalnızca metni uzatmak değil, metnin anlam ufkunu da değiştirmektir.[6]

    Bu nedenle Markos'un uzun sonu, yalnızca “bir varyant daha” değildir. Tam tersine, sonraki kilisenin hangi boşlukları doldurma ihtiyacı duyduğunu göstermesi bakımından anahtar bir örnektir. Zina eden kadın kıssası ve Comma Johanneum gibi örnekler de aynı yönde düşünülmelidir. Bunlar bir araya geldiğinde, Yeni Ahit metin geleneğinin bütünüyle dokunulmamış, hiçbir aşamada müdahaleye uğramamış tek katmanlı bir yapı olmadığını gösterir. Markos'un uzun sonu gibi örneklerin önemi tam da burada yatar: müdahale edilen yerler önemsiz ayrıntılar değil, yön tayin eden yerlerdir. Bu örnekler arttıkça, bugün açıkça tespit edemediğimiz başka metin müdahalelerinin de yaşanmış olabileceğini peşinen imkansız saymak giderek zorlaşır.[7]

    “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” ifadesi İsa'nın fiili hayatında merkezde miydi?

    Burada ayrıca dikkatli olmak gerekir. “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” formülü, İsa'nın yeryüzündeki hizmeti boyunca tekrar tekrar geçen merkezi bir öğreti gibi görünmez. Açık ve sabit üçlü formül, daha çok çarmıh sahnelerinden sonra anlatılan görünme çerçevesinde öne çıkar. Buna karşılık İsa'nın fiili hayatını anlatan pasajlarda “Baba” dili güçlüdür; fakat tam üçlü formül onun bütün hizmet döneminin omurgası gibi durmaz.

    Burada iki soruyu birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi, bu ifadenin bizzat metne sonradan eklenip eklenmediğidir. İkincisi ise, bu ifadenin daha sonraki kilise hayatında nasıl merkezi hale geldiğidir. Birinci soruda her şey aynı kesinlikte değildir. Fakat ikinci soru yerinde kalır: İsa'nın fiili hayatında merkezi olarak görünmeyen bir formül, nasıl oldu da daha sonra Hristiyanlığın en belirgin inanç dili haline geldi? Bu soru, Elçilerin İşleri'nde vaftizin sık sık “İsa Mesih'in adıyla” anılmasıyla birlikte daha da dikkat çekici hale gelir.[8]

    Paraklit/Faraklit konusu da aynı şekilde düşündürücüdür. Yüzyıllar boyunca bu konuda farklı anlamlar üretilmiş, çeşitli yorum zincirleri kurulmuş ve metin, açık bir inanç esası olmaktan çok tartışma üreten bir alana dönüşmüştür. Oysa inancın merkezinde duran başlıkların normalde böyle olmaması beklenir. Bir inanç sisteminin en merkezi meseleleri, yorum katmanları arttıkça değil; ilk andan itibaren açıklığıyla öne çıkmalıdır.

    Paraklit sorusu burada da göz ardı edilmemeli

    Paraklit sorusu, peygamberlik, doktrin ve sonraki yorumun kesiştiği yerde durur. Yuhanna 14–16'da Paraklit etkin ve kişisel bir dille anlatılır; aynı zamanda “Hakikat Ruhu” ifadesiyle ilişkilendirilir. Fakat kelimenin kendisi yardımcı, savunucu, teselli edici ve destekleyen kişi gibi farklı anlam alanlarına açılır. Bu yüzden mesele yalnızca tek kelimelik basit bir çeviri meselesi değildir.

    Hristiyan yorum tarihinde de bu konu önemsiz bir yan başlık olarak kalmamıştır. Montanizm bunun açık örneklerinden biridir: Montanus ve çevresi kendi hareketlerini vaat edilen Paraklit'le ilişkilendirmiştir. Bu durum Yuhanna pasajlarının anlamını tek başına çözmez; fakat şu noktayı gösterir: Paraklit dili Hristiyan yorum tarihinde gerçek bir kırılma noktası olmuştur. İslami çevrelerdeki yorumların bu pasajlara ilgi duyması da, yoktan üretilmiş bir okuma değil; zaten yorum tarihinde dikkat çeken bu açık alanın farklı bir yönden değerlendirilmesidir. Daha geniş değerlendirme için Faraklit ve Üç Engel sayfasına bakılabilir.[9]

    Ayrışma yalnız doktrinde değil, ibadette de görülür

    Fark yalnız inanç cümlelerinde görünmez; ibadet hayatında da ortaya çıkar. Süryani dua geleneğinde belirli vakitlerde dua, doğuya yönelme ve bedensel secde gibi uygulamalar görülebilir. Bunların tarihsel çizgisi hakkında farklı yorumlar yapılabilir; fakat şunu gösterirler: Hristiyan hayatı tek ve değişmeyen bir ibadet biçimi içinde ilerlememiştir. Erken ve doğulu bazı uygulama biçimleriyle daha sonra baskın hale gelen kilise pratikleri arasında sadece doktrinel değil, pratik bir uzaklık da vardır.[10]

    Ahiret konusunda da bir karışıklık var mı?

    Burada da dikkat çekici bir ikilik görülür. Bir yanda son yargı, genel diriliş, büyük hesap ve son gün vurgusu korunur; öte yanda insanın öldükten hemen sonra nihai yerine gittiği yönünde daha sade ve yaygın bir anlayış da yaşamaya devam eder. Bu da ölüm sonrası tasavvurun tarih boyunca tam bir birlik içinde kalmadığını düşündürür.[11]

    Başka bir deyişle, yalnız teslis veya Mesih'in kimliği değil, ahiret öğretisinin pratikteki açıklığı açısından da karışıklığın bütünüyle aşılmadığı görülmektedir. Barnabas İncili ve Arius gibi çizgilerde ise, İbrahimi olan berrak tevhid ve ahiret anlayışlarını İsa'nın söz ve hayatıyla birlikte daha doğrudan ve daha anlaşılır bir çerçevede görebiliyoruz. Burada mesele yalnızca başka bir metin ya da başka bir isim görmek değil; aynı zamanda kaybolduğu düşünülen bir berraklığı yeniden fark etmektir. Konunun ilgili yönleri için Barnabas İncili Geç Dönemde Yazılmış Sahte Bir Metin mi? ve Arius Deklarasyonu sayfalarına bakılabilir.

    Peygamberlerin görevi son cümlelerde değil, hayatlarında görünür

    Burada yalnız metin tenkidi değil, peygamberlik mantığı da önemlidir. Peygamberlerin en belirgin özelliği, vahyi yalnızca sözle duyurmaları değil, aynı zamanda onu yaşayarak temsil etmeleridir. İlahi mesaj, bir peygamberin hayatı, ahlakı ve pratiği içinde somutlaşır. Aksi takdirde vahiy insanlara bir melek aracılığıyla doğrudan da ulaştırılabilirdi.

    Bu sebeple, bir peygamberin hayatı boyunca açıkça öğretmediği veya yaşamadığı bazı belirleyici kalıpların, daha sonraki dini yapılar tarafından onun ağzına yerleştirilmiş olabileceği ihtimali bütünüyle yabana atılamaz. Bir öğretmenin asıl neyi merkeze aldığı, dersin sonuna iliştirilmiş tek bir cümleden değil, bütün dönem boyunca neyi tekrar tekrar anlattığından anlaşılır. Aynı şekilde, bir peygamberin gerçek görevi de son ana bağlanan birkaç kalıpta değil, hayatı boyunca fiilen yaşadığı ve öğrettiği çizgide aranmalıdır.

    Ahlaki ve kurumsal karışıklık böyle boşluklarda büyüyebilir mi?

    Yorum düzeyi

    Modern skandallar ve güncel anketler, eski metin tartışmasını tek başına kanıtlamaz. Bu bölüm, daha sınırlı bir gözlem yapar: kurumsal açıklık, hesap verebilirlik ve doktrinel netlik zayıfladığında, dini yapıların iyi niyetli ilkeleri her zaman kötü kullanımı önlemeye yetmeyebilir.

    İnsanlar her dini yapıyı kötüye kullanabilir. Daha derin soru, bir yapının gerçek hayatta kötülüğü ne kadar sınırlayabildiği ve iyiliği ne kadar koruyabildiğidir. Kurallar bulanıklaşır, hesap verme zayıflar ve sorumluluktan kaçış yolları açık kalırsa, sistemin kötülüğü sınırlama gücü de zayıflar. Bu yalnız siyasi veya toplumsal hayatta değil, dini hayatta da böyledir.

    Katolik öğretisi, teoride tövbeyi yalnız günahları saymaktan ibaret görmez; pişmanlık, günahı terk etme niyeti ve Tanrı'ya yönelme gibi unsurları da vurgular. Bu yüzden mesele resmi öğretinin “kötülüğe izin vermesi” değildir. Fakat pratikte dini kurumların, kendi içindeki suistimal, güç kullanımı, örtbas ve yozlaşma sorunlarını her zaman önleyemediği de tarihsel olarak görülmüştür. Papa Francis'in suistimaller için “bir daha asla” çizgisini vurgulayan çağrıları, örtbasla mücadele için yeni kurallar getirilmesi ve mafya yolunu izleyenleri Tanrı'yla birlik içinde görmemesi, bu sorunların yalnız dışarıdan yöneltilen suçlamalar olmadığını gösterir.[12][13][14]

    Bu örnekler, İsa'nın sözleriyle ilgili metin sorusunu doğrudan çözmez. Fakat sonraki dini yapıların, en yüksek ahlaki iddialara rağmen, güç ve kurum meselesinde ciddi sorunlarla karşılaşabildiğini gösterir. Bu da sayfanın ana sorusunu daha önemli hale getirir: İsa'nın fiilen yaşadığı çizgi ile sonraki kurumların kurduğu dil arasında fark varsa, bu fark sadece teorik bir tartışma değildir; zamanla ibadet, ahlak, otorite ve hesap verme alanlarında da görünür hale gelebilir.

    Ve bugün bile karışıklık sürüyor mu?

    Evet, bugün bile bu karışıklık bütünüyle ortadan kalkmış görünmemektedir. George Barna'nın 2025 American Worldview Inventory verileri, kendini Hristiyan olarak tanımlayan birçok kişinin Tanrı, İsa ve diğer manevi otoriteler konusunda oldukça karışık cevaplar verdiğini gösterir. Ligonier Ministries ve Lifeway Research tarafından yayımlanan 2025 State of Theology araştırması da benzer bir tablo çizer: Evanjeliklerin neredeyse tamamı “tek gerçek Tanrı üç kişidedir” ifadesini kabul ederken, aynı grubun yüzde 53'ü Kutsal Ruh'u kişisel bir varlık değil, bir güç olarak görmektedir. Bu küçük bir ayrıntı değildir; formülün dilde kabul edilmesi ile fiili inançta aynı açıklıkla taşınması arasında ciddi bir fark bulunduğunu düşündürür.[15]

    Arius'un kitaplarının yaktırıldığı, farklı inanç çizgilerinin konsiller, aforozlar ve baskı mekanizmalarıyla susturulduğu, iki bin yıla yaklaşan bir tarihe rağmen, inançla ilgili karışıklığın bugün de sürmesi, meselenin yalnızca yorum farkı değil, başlangıçtaki doktrinel kuruluş biçimiyle ilgili olduğunu düşündürmektedir. İlk ilik yanlış kapandığında, sonrakilerin de düzgün gitmesi zorlaşır. Burada da başlangıçta yaşanan kaymaların, sonraki yüzyıllarda sorunları azaltmak yerine daha da karmaşıklaştırmış olabileceği düşüncesi yabana atılacak gibi değildir.

    Sonuç

    Burada ileri sürülen şey, her tartışmalı pasajın mutlaka sonradan eklendiği iddiası değildir. Daha sınırlı soru şudur: Yahudi kökenli bir hareketten Yahudi olmayan topluluklara yönelen bir yapıya evrilen erken kilise, kendi yeni yönünü İsa'nın otoritesiyle daha açık biçimde ilişkilendiren bazı ifadeleri öne çıkarmış, standartlaştırmış veya bazı durumlarda metne taşımış olabilir mi?

    Yön değişiminin tarihsel gerçekliği ortadadır. Metne sonradan girdiği gösterilebilen bazı pasajlar da bilinmektedir. İsa'nın fiili hayatı büyük ölçüde İsrail eksenindedir. Eski Ahit'in inanç ve pratik omurgasıyla sonraki Hristiyan kalıpları arasındaki uzaklık da küçümsenemez boyuttadır. Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde, bu soruyu sormak aşırı değil; tersine tarihsel ihtiyatın bir gereğidir. İsa'nın gerçek yönü, sonradan büyük teolojik işlev kazanmış birkaç kalıpta değil, yeryüzünde fiilen yaşadığı çizgide aranmalıdır.

    Barnabas İncili bu sorularla birlikte okunduğunda daha anlaşılır hale gelir. Metinde iman, ibadet, itaat, Tanrı'nın birliği ve ahirette hesap verme gibi başlıklar çoğu zaman doğrudan ve sade bir dille verilir. Okuyucu metnin bütün iddialarını kabul etmek zorunda değildir; fakat bu sayfada ele alınan sorunlar hatırda tutulduğunda, birçok kişinin Barnabas metninde daha yalın bir peygamberlik dili görmesi şaşırtıcı değildir.

    Kaynak ve çıkarım düzeyi

    Birincil metinler

    Matta 10:5–6, Matta 15:24, Matta 28:19, Yuhanna'daki Paraklit pasajları, Elçilerin İşleri'ndeki vaftiz ifadeleri ve Pavlus metinleri bu sayfanın ana metin zeminini oluşturur.

    Modern kontrol noktaları

    Markos 16:9–20, Yuhanna 7:53–8:11 ve 1. Yuhanna 5:7–8 hakkındaki metin notları, sonradan giren metin katmanlarıyla doktrinel çıkarımı ayırmak için kullanılır.

    Ele alınan karşı argümanlar

    Büyük Görev buyruğu ve ana akım teslis yorumu, İsrail merkezli fiili hizmet argümanının en güçlü karşı ağırlıkları olarak dikkate alınır.

    Çıkarım düzeyi

    Sayfa, İsa'nın fiili hizmet dili ile sonraki kilisenin doktrinel netliği arasında tarihsel bir mesafe bulunduğunu savunur. Sonraki kilisenin hiçbir teolojik gerekçesi olmadığını iddia etmez.

    Referanslar

    [1] Tesniye 6:4–5.

    [2] Encyclopaedia Britannica, “Trinity”; Encyclopaedia Britannica, “Arianism”.

    [3] Encyclopaedia Britannica, “Pauline letters”; Encyclopaedia Britannica, “New Testament literature”.

    [4] Encyclopaedia Britannica, “St. Paul the Apostle — Mission”; “St. Paul the Apostle — Jewish law”.

    [5] Matta 10:5–6; Matta 15:24; karşılaştırma için Matta 28:19–20, Luka 24:47, Elçilerin İşleri 1:8.

    [6] Standart çeviri ve metin notları Markos 16:9–20'nin en eski bazı yazmalarda bulunmadığını belirtir; ayrıca Encyclopaedia Britannica, “Uncials”.

    [7] NET Bible metin notları: Yuhanna 7:53–8:11 ve 1. Yuhanna 5:7–8.

    [8] Matta 28:19; Elçilerin İşleri 2:38; 8:16; 10:48; 19:5.

    [9] Encyclopaedia Britannica, “Montanism”.

    [10] Syriac Orthodox Church resources, Shehimo prayer tradition.

    [11] Encyclopaedia Britannica, “Death — Christianity”.

    [12] Vatican Catechism, “The Acts of the Penitent”.

    [13] Pope Francis, Holy Mass in Piana di Sibari (21 June 2014).

    [14] Pope Francis, Letter to the People of God (20 August 2018); Vatican News, “Vos estis lux mundi”; Vatican News, “Protecting children. Eradicating abuse”.

    [15] George Barna / Arizona Christian University, American Worldview Inventory 2025; Ligonier Ministries & Lifeway Research, 2025 State of Theology finding on the Holy Spirit.